YENİ ÖSS SİSTEMİ REAKTİF DEĞİL PROAKTİF OLMALI

Türkiye’de on yıldır ortaöğretim sistemini tahrip eden bir ÖSS sorunu yaşanmaktadır. Malum son olarak da bu sorunu çözme iddiası ile YÖK’ün geliştirdiği yeni model Danıştay’dan döndü. Bunun üzerine YÖK de tekrar çalışmaya başladı. Biz de teorik ve pratik birikimlerimizden hareketle konuya dair görüşlerimizi paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle şu bilinmelidir ki ÖSS’deki katsayı ve Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı (AOÖBP)uygulamasına başlanan 1999 yılı, sistemin çivisinin çıkmaya başladığı andır.

Türkiye’de bugün 7.500 civarında ortaöğretim kurumu bulunmaktadır. Üniversiteye devam eden öğrencilerin önemli bir kısmı sayıları 1.000 dolayında olan Fen ve Anadolu liselerinden gelmektedir. Geriye kalan 4000 meslek lisesinden ve 2000 liseden mezun olan öğrencilere üniversite kapıları büyük ölçüde kapanmıştır. Çünkü on yıldır uygulanmakta olan AOÖBP uygulaması, Anadolu ve Fen Lisesi öğrencilerine, lise ve meslek lisesi öğrencilerine göre daha fazla puan verilmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla AOÖBP uygulaması hem meslek liselerini hem de genel liseleri haksız bir şekilde dezavantajlı hale getirmiştir.

Özellikle AOÖBP uygulamasıyla karakter bulan ÖSS sistemini, uygulamaya konduğu yıldan beri düzeltmek çok önemli bir gereklilikti. Ne yazık ki on yıldır hiçbir adım atılmadı. Bunca yıl bekledikten sonra YÖK’ün girişimi bu açıdan bir fırsattı. Ancak bu fırsat kullanılamadı. Zira YÖK, geliştirdiği yeni modelde katsayıyı kaldırdı ama gizli katsayı niteliğini taşıyan AOÖBP uygulamasını devam ettirdi. Bu düzenleme ile sanıldığı gibi meslek liselerine bir avantaj sağlanmadı. Danıştay’ın iptal ettiği model bu yıl uygulanmış olsaydı bile meslek lisesi mezunlarının üniversite kazanma oranları geçen seneye göre asla artmayacaktı. Bu gerçeğin bilinmesi gerekir.

Sayfalar dolusu gerekçelere dayanan Danıştay’ın iptal kararı, her açıdan dersler içermektedir. Bu süreçte ne yazık ki varlık nedeni eğitimi araştırmak olan akademisyenler ve eğitimciler kayda değer bir yaklaşım sunmakta yetersiz kalmışlardır.

Danıştay’ın iptal kararını, YÖK yetkilileri, en doğru modeli geliştirmek için bir fırsat olarak görmelidir. En doğru ve en işlevsel bir modeli ortaya koymak zor değildir. Bunun için reaktif bir tavırla geliştirildiği hissedilen B, C, D, E planlarını bir tarafa bırakıp pedagojik gerçekleri esas almak gerekir.

Öncelikle bu yıl devreye konacak bir modelin hiçbir öğrenci için dezavantaj getirmemesi gerekir. Yani yeni bir öğrenci grubuna ayrıcalık tanıyacak bir modelin en erken iki yıl sonra uygulanması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır. Oysa iptal edilen model uygulanmış olsaydı, bu yıl liseden mezun olacak sosyal alan öğrencileri için müthiş bir dezavantaj sağlayacaktı. Bu açıdan Danıştay’ın kararı, herkesin bildiği maç devam ederken kural değiştirilmez ilkesini hatırlatması açısından bile yerinde olmuştur.

YÖK reaktif değil proaktif davranıp en doğru ve adaletli sistemi ortaya koymalıdır.  1999’daki YÖK, doğru olduğunu sandığı bir adım atmıştır ama ortaöğretim sistemini bozmuştur. Aradan on yıl geçtikten sonra aynı hatayı 2009’daki YÖK’ün de yapması kabul edilemez.

ÖSS ham puanı iyi olan okullara daha fazla puan verip ÖSS başarısı düşük olan liselerdeki öğrencileri iyice dezavantajlı konuma sürükleyen AOÖBP uygulaması kesinlikle kaldırılmalıdır.  Eşitsizliğin gerçek nedeni olan bu puan kaldırıldığında sadece meslek liseleri değil genel lise öğrencileri de on yıldır maruz kaldıkları haksızlıktan kurtulacaklardır.

Ortaöğretim kurumlarını bitiren öğrencilere kendi alanlarının devamı niteliğindeki üniversite bölümlerini tercih ettikleri zaman belli oranda avantaja sahip olmalıdırlar. Örneğin meslek lisesi makine bölümü mezunu öğrenciler üniversitelerin makine mühendisliği vb bölümleri tercih ettiklerinde ek puan almaları sağlanmalıdır. Aynı şekilde liselerin sosyal alanlarından mezun olan öğrencilerin de sosyal alan olarak nitelenen üniversite bölümlerini tercih ettiklerinde ilave bir puana tabi tutulmaları sağlanmalıdır.  Aslında günah keçisi haline getirilen katsayı uygulaması da bunu sağlamaktadır.

Dolayısıyla Yüksek Öğretim Kurulu ile Talim ve Terbiye Kurulu uzmanlarının bir araya gelip meslek liseleri alanlarının devamı niteliğindeki yükseköğretim programlarının belirlemesi gerekir. On yıldır adeta felç olan ortaöğretim sistemi için sözde değil özde yararlı olacak çalışma budur.

 

Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN

Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı