TTK BAŞKANI ERDOĞAN: EĞİTİMİMİZ ULUSAL OLMALIDIR

Prof. Dr. İrfan Erdoğan eğitimi çağdaşlaştırmak adına ne yaparsak yapalım, Ulu Önder Atatürk’ün eğitimde bize yol gösteren “Eğitimimiz ulusal olmalıdır.” İlkesinden kesinlikle taviz vermememiz gerektiğini belirtiyor

Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Türk Milli Eğitimi’nin kendine özgü bir yapısı olduğuna dikkat çekerek, eğitim sistemimizde sürekli bir akışın, bir hareketin, ileriye dönük gelişmelerin yaşandığını vurgulayarak, sistemin onu sürekli kontrol ederek aksayan yönlere müdahale etme fırsatı sunduğunu ve diğer ülkelerin eğitim sistemleri ile kıyasladığımızda yukarıya doğru hareketliliğin çok iyi sağlanarak son derece eşitlikçi bir yapısı olduğunu ifade ediyor. Prof .Dr. Erdoğan eğitimi çağdaşlaştırmak adına ne yaparsak yapalım, Ulu Önder Atatürk’ün eğitimde bize yol gösteren “Eğitimimiz ulusal olmalıdır.” ilkesinden asla taviz vermememiz gerektiğini belirtiyor.

Talim Terbiye Kurulunun Türk eğitimindeki misyonunu tarihi ve entellektüel geçmişiyle nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsterseniz öncelikle Talim ve Terbiye Kurulumun kuruluşunda ona yüklenen misyonu hatırlayalım. Talim ve Terbiye Kurulu, 1926 yılında Atatürk’ün TBMM’de yaptığı bir konuşmanın ardında dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati tarafından, ülkede eğitim ve öğretimle ilgili esasları bilimsel ve bağımsız bir merkezden yö­netmek amacıyla kurulmuştur. Talim ve Terbiye Kurulu Milli Eğitim Bakanlığının en yüksek danışma organıdır. Bu tarihsel görev bugün de en iyi şekilde yerine getirilmeye çalışılmaktadır. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı ile ilgili olarak yapılan çok yerinde bir benzetme vardır:”‘ Talim ve Terbiye Kurulu Milli Eğitim Bakanlığımın beynidir” denir. Bu sözü Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olmadan önce de duyuyor ve çok beğeniyordum, ancak bu göreve geldikten sonra bu benzetmenin ne kadar yerinde olduğunu yakından gözlemleme fırsatım oldu. TTK Başkanı olarak geride bıraktığım bir yılı değerlendirdiğimde TTK’nın Milli Eğitim Bakanlığının çıtası en yüksek kurumu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Talim ve Terbiye Kurulu dinamik bir kurumdur

Yapılan işler değerlendirildiğinde bunu herkes görecektir. Milli Eğitim Bakanlığımda şöyle bir anlayış var: Hangi koşullar altında olursa olsun belirli işleri en iyi Talim Terbiye yapar. Talim Terbiye dinamik bir kurumdur. Kısa sürede birçok önemli konuda kararlar alabilir, eğitim sisteminin işleyişini değiştirebilir. Çünkü Talim Terbiye Kurulu’nun görevlerinden birisi de, eğitim-öğretim kurumlarımızın standartlarını geliştirici önlemler almak, eğitimde uygulamaların temellerini oluşturacak projeler geliştirmektir.

TTK nın çağdaş ve daha etkin olabilmesi için örgütlenme açısından fiziki ve teknolojik imkanlar ve uzman ihtiyacı bakımından neler yapılıyor ve nelerin yapılması gerekiyor?

Ben teknik olanaksızlıkların, araç gereç eksikliği gibi olumsuzlukların eğitim çalışmaları üzerinde etkileri olsa da en önemli belirleyiciler olduklarını düşünmüyorum. Fiziki ve teknolojik donanımlar eğitim için amaç değil birer araçtır. Az öncede belirttiğim gibi TTKB Milli Eğitim Bakanlığı’nın adeta beyni gibi çalışan bir kurumdur. Bunun için yapılacak her türlü düzenlemeler bu çerçevede düşünülmelidir. Benim yapılması gerekenler konusundaki en önemli hedefim uzmanlaşmanın sağlanmasıdır. Akademisyenlerin ve eğitim alanındaki uzmanların TTKB’de daha çok söz sahibi olmasını istiyorum.

Ben bu seneki çalışmalarda bunu elimden geldiğince gerçekleştirmeye çalıştım. Atılan her adımda eğitim alanındaki akademisyenlerden görüş aldım. Müfredat revize çalışmalarımız oldu mesela. Büyük oranda konunun birinci derece uzmanı olan akademisyenlerle çalıştık. Yine başkanlığım zamanında yapılan 17. Milli Eğitim Şurası, akademisyenlerin ve eğitim bilimleri uzmanlarının oransal olarak en yüksek oranda temsil edildikleri bir şura oldu.

Kurulun işleyişi değiştirilmelidir

Kısacası ben kurulun enerjisinin ve akademik birikiminin daha da arttırılarak eğitimle ilgili dikkat çeken sorun alanlarının mercek altına alınması ile çözümler üretilmesini, öneriler sunulmasını hedefliyorum. Eğitimle ilgili daha aktif bir şekilde çalışan, projeler üreten bir Talim Terbiye yapısına geçilmelidir. Ayrıca kurul üyelerinin fonksiyonlarım da gözden geçirmeliyiz. Üyelerin kurul içerisinde sorumlulukları ve yetkileri oldukça fazla. Türkiye’de Türkçe, Matematik, Fizik, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi, Yabancı Dil vb. tüm branşlarda program geliştirmeden tutun da kitapların yazılması ve incelenmesine varana kadar her şey en son noktada ilgili üyede bitiyor. Her şey bir şekilde dolaylı veya doğrudan ilgili üyeye dayanmaktadır. Bu yüzden Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği; statü, atanma, yetkinlik esaslarına göre yeniden gözden geçirilmelidir.

Gelişmiş ülkelerdeki eğitim sistemlerinde TTKya karşılık gelen kurumlarla karşılaştırma yaptığınız zaman TTK’nın pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İhtiyaçlarımıza cevap verebiliyor mu?

Başka ülkeler bir yana, TTKB Türkiye’deki devlet yapısı içerisinde de özgün bir kurum. Başta da belirtmiştim, TTKB Milli Eğitim Bakanlığı’nın en üst danışma organı. Başka bakanlıklarda böyle bir yapı yok. Bir Kültür Bakanlığı’na, bir Sağlık Bakanlığına bakın, yetkiler bu derece geniş, görevi bu derece hayati bir birim göremezsiniz. TTKB’nin varlığı bize Atatürk’ün eğitime verdiği önemin somut göstergelerinden birisi. Çünkü TTKB bizzat Atatürk’ün önerisi ile kurulmuş. Amaç ne? Amaç eğitim ile ilgili esasları, eğitim ile ilgili her meseleyi bilimsel ve bağımsız bir merkezden yönetmek. Bu iki kelime çok önemli: Bilimsel ve bağımsız. Benim de Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olarak görevim Ulu Önder Atatürk’ün bu kurumu kurarken hedeflediği bilimselliği ve bağımsızlığı korumaktır. Yukarıda bahsettiğim uzmanlaşmaya, liyakata, yetkinliğe bunun için çok önem veriyorum.

Eğitim ve bilimsel uzmanlığa dayalı bakanlığın en yüksek kararların alındığı TTK’da uygulamalar hayata geçirilirken siyasi tartışmalara da konu oluyor. Siz bu kurulun başkanı olarak eğitim ile ilgili kararların siyasetçiler tarafından tartışılarak kararlarda etkin olma tavırlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu da eğitimle ilgili genel söylemlerden birisi. Eğitim sistemimiz düzelmez çünkü siyasilerin baskısı altındadır. Her zaman dile getirdiğim bir gerçeği burada yinelemek istiyorum. Eğitim ile ilgili atılacak adımlarda herkes kendi elinin yettiği, gücünün yettiği ölçüde üzerine düşeni yapmalı. Herkes elini taşın altına koymalı. Yoksa genel geçer söylemlerle eğitimin aksaklıklarını dile getirip adeta günah çıkarmak sorumluluklarımızdan kurtulduğumuz anlamına gelmez. Ben sorunuzu da bu perspektiften cevaplayacağım. Eğer TTKB üretirse, çalışırsa siyasilerle ça­tışma gibi bir sorun da ortaya çıkmaz. Siyasilerle ilgili bir sorun yaşanmaması için TTKB pro aktif olmalı, sürekli üretmeli, çalışmalı, çatışma yaşayabileceği bir boş vakit olmamalı.

Başkanlığınız döneminde TTK da hangi yenilikler gerçekleşti? Projeler şu anda hangi aşamada? TTK’nın önümüzdeki yıllar içerisinde gerçekleştireceği projelerden bahseder misiniz?

Yenilik yapılırken sürekli temenni düzeyinde kalan söylemlerin hayata geçirilmesi yönünde adımlar atılması gerekir. Yoksa soyut, bir etkisi olmayan hedeflerin söylene durması ile bir yere varılamaz. Eğitimde doğru, akılcı, pratik yüzlerce küçük adım atılarak arzu edilen büyük değişim gerçekleştirilebilir. Önümüzdeki yıllarda da şimdi olduğu gibi bakanlığımıza destek niteliğinde, vizyon oluşturma niteliğinde yapılacak çalışmalar eğitim sistemimize damgasını vuracak.

OKS Değiştirildi
Önümüzdeki dönemlere yönelik olarak ele alınması gereken ilk konunun ortaöğretim sistemi olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi okullarımızda müfredat değişikliğine gittik. Artık öğrencinin daha aktif olduğu bir müfredat anlayışımız var. Bu çerçevede de ortaöğretime geçiş modelini ye­niden düzenledik, OKS’yi değiştirdik. Yerine sürece dayalı ölçmeyi esas alan ve öğrenciyi çok yönlü değerlendiren bir sistem oluşturduk. Eğitimin tüm kademeleri birbirini takip eder. Bu yüzden bir kademedeki değişiklik diğer tüm kademeleri de etkiler. Şimdi benzer bir düzenlemeyi liselerde de uygulamaya koymayı planlıyoruz. Öğrenciler 10., 11. ve 12. sınıflarda olgunluk sınavına girdikten sonra ÖSS’ye girecek ve olgunluk sınavlarından alman puanların belli bir oranı ÖSS’ye etki edecek. Belki bu sistem iyice oturursa ileride ÖSS’ye gerek bile kalmaz. OKS ve ortaöğretim için yapılan çalışmalar önümüzdeki yıllara damgasını vuracak.

Örneğin 100’lük puan sistemine geçtik. Artık öğrenci başarısı daha adil ve gerçekçi bir şekilde değerlendiriliyor. Objektifliği sağlamak için bir okul­da aynı dersin tüm öğretmenlerinin ortak bir sınav yapması şartını getirdik.

Ayrıca, göreve başladığım ilk günlerde uygulamaya koyduğumuz öğretmen sınıflan ile öğrencilerin sadece öğretmenlerini dinleyerek değil; sınıf ortamındaki materyallerden de faydalanarak öğrenmelerini hedefledik. Ortaya koyduğumuz yeni karne modeli ile öğrencilerin yıllara dağılmış olan başarıları, bu basanları arasındaki ilişkilerin çok boyutlu olarak ilişkilendirilmesi ve tam bir bütünlük içinde değerlendirilmesi sağlanacak. Karneler ade­ta öğrencilerin gelişim haritaları oldu.

Siz Türkiye’nin eğitim sorunlarım uluslararası vizyon ile değerlendiren bir eğitimci ve akademisyensiniz. 2023 vizyonu ile Türkiye’nin eğitim geleceği ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz?

2023’e kalmadan okul öncesinde, yükseköğretimde okullaşma oranları mutlaka arttırılmalı. Okul öncesi eğitimle ilgili olarak 17. Milli Eğitim Şu­rasında önemli bir karar aldık. Okul öncesi eğitimin 60-72 aylık kısmının zorunlu olmasını önerdik. Bu gerçekleşirse % 25’in büyük başarı olarak görüldüğü bir ülkede, okul öncesi eğitimde okullaşma oranı bir anda %80’lere, %90’lara çıkabilir.

Özel Okullar
Özel okulların oranını % 3’lerden, % 4’lerden en az % 20’lere çıkaracak bir özel okul reformu yapmalıyız. Özel okulların eğitim sistemimiz içerisinde hem nitelik hem de nicelik olarak kapasitelerini arttıracak çalışmalara ihtiyaç var. Özel okulların eğitime yaptığı katkılarla, başarılarıyla gurur duyuyoruz ancak bu gururumuzu, bu okullara köklü çalışmalarla destek olma şeklinde göstermeliyiz. Bunun için yapılacak bir özel okul reformunu son derece gerekli görüyorum.

Bunların yanı sıra, bilişim alt yapımızı sağlamlaştırmalıyız. Bunu sadece okullardaki bilgisayar oranını arttırarak yapamayız. Ülkemizdeki ilköğretim okullarının % 90’ınında ve liselerin tamamında bilişim teknolojisi sınıfı bulunmaktadır. Ancak sadece okulların teknoloji ile donatılması değil, her öğrencinin bu teknolojiden en üst düzeyde faydalanabilmesinin sağlanmasıdır. Bunun için öğretim programlarında ortak temel becerilerden biri “Bilgi ve İletişim Teknolojilerini Kullanma” olarak belirlenmiştir. Bu becerinin eğitimin her kademesindeki öğrenci tarafından özümsenmesi, hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde Türkiye’nin eğitim açısından bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlamalıyız. Her sene öğrenci değişim projeleri ile ülkemize AB ülkelerinden öğrenciler gelmektedir. Ayrıca ülkemizde eğitim gören yabancı öğrenciler de vardır. Bu sayılar niçin 12 binlerde 15 binlerde kalsın? Bu sayıları 50 binlere çıkarmalıyız. Nasıl bizim öğrencilerimiz, mesela ABD’de eğitim almak için can atıyor, AB ülkelerindeki öğrenciler de aynı şekilde bizim ülkemizde eğitim almayı istemeli.

Türkiye’de özel öğretimi de yakından tanıyan biri olarak, özel öğretim kurumlarının geliştirilmesi etkinleştirilmesi ve gelişmiş ülkeler seviyesinde olması için nelerin yapılması gerekiyor?

Türkiye’deki eğitimle ilgili tartışmalara bakılırsa ülkenin dört bir yanını özel okullar kaplamış gibi bir izlenim uyanıyor. Oysa çok faz-laymış gibi algılanan özel okulların sayısı ge­lişmiş ülkelerle kıyaslandığında oldukça azdır. Özel okulların eğitim sistemi içinde kapasite olarak daha yüksek oranlarda olması gerekir. Bu eğitimde başarıyı yakalamış her yerde böyle. Serbest piyasa mekanizmasının baskın olduğu ülkelerde de, sosyal refahı ön planda tutan ülkelerde de bu böyledir.

Genel olarak eğitim sistemimiz sürekli olarak toplumun hemen hemen her kesiminden olumsuz eleştiriler alıyor Eğitim sistemiz bu kadar kötü mü?

Bizim eğitim sistemimiz, kendine özgü çok farklı yönleri olan bir sistem. Öncelikle devasa büyük bir sistem. Bakın birkaç sayı vereyim size; İlköğretimde öğrenci sayımız 10 846 930, liselerde 3 386 717. Bunlar sadece örgün eğitime dahil olan ilköğretim ve ortaöğretim öğrenci sayılarımız. Ancak bunlar bile dünyadaki bir çok ülkenin toplam nüfusundan fazla. Bir de bu sayının içerisine sayılan 600 bini bulan öğretmenlerimizi, yükseköğretimdeki öğrencilerimizi ve öğretim görevlilerimizi ekleyin. Bizim eğitim sistemimiz gerçekten çok büyük, bunun için de böyle büyük bir yapının işleyişindeki her şeyin sorunsuz olmasını beklememeliyiz. Böyle büyük bir çarkı işletmek çok zor. Sorunlar tabi ki olacak. Ancak bu sorunların yanı sıra köklü bir eğitim sistemimiz var. Tarihten gelen bize özgü modellerimiz var. Bir köy enstitüleri modeli, daha eskiye gidersek Enderun okulları, bunlar hep bize özgü modeller. Büyük eğitimcilerimiz var; Satı Bey, Ziya Gökalp, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hasan Ali Yücel… Türk eğitim sistemi bu duayenlerin omuzlarında yükseldi. Bunun için eğitim sistemimizi olumsuz olarak değerlendirmenin kendimize karşı yapılan bir haksızlık olacağını düşünüyorum. Bizim eğitim sistemimiz son derece dinamik bir sistem. Sürekli bir akış, bir hareket, ileriye dönük gelişmeler var. Sistem bize onu sürekli kontrol ederek aksayan yönlere müdahale etme fırsatı sunuyor. Ayrıca diğer ülkelerin eğitim sistemleri ile kıyasladığımızda bizim eğitim sistemimizin yukarıya doğru hareketliliğin çok iyi sağlandığı son derece eşitlikçi bir yapısı olduğunu görüyoruz. Ancak bu olumlu yönlerin yanı sıra aşırı merkeziyetçi yapımızdan kaynaklanan sorunlar da yaşamaktayız.

Merkeziyetçi yapımız yüzünden en ufak bir sorun bile büyük yankılar uyandırabiliyor. Çünkü sistemin bir yerindeki ufak bir aksama tüm sistemi etkiliyor. Bunun için bunu da 2023 hedeflerimiz arasına alarak eğitim sistemimizdeki bu aşırı merkeziyetçiliği azaltıp yerelleşme yönünde adımlar atabiliriz.

TÖDER Bülteni, Mart 2008.