EĞİTİM MÜFETTİŞLERİ SEMPOZYUMU AÇILIŞ KONUŞMASI – Atakent | Atakent Kolejleri | Atakent Eğitim Kurumları

EĞİTİM MÜFETTİŞLERİ SEMPOZYUMU AÇILIŞ KONUŞMASI

EĞİTİM MÜFETTİŞLERİ SEMPOZYUMU AÇILIŞ KONUŞMASI

Sayın Genel Müdürler, Tüm Eğitim Müfettişleri Sendikası Genel Başkanı ve Yöneticileri, Üyeleri ve Değerli Katılımcılar,
Sözlerime hepinize saygılar sunarak başlamak istiyorum.
Eğitim müfettişliği gibi bir kurumsallaşmanın gerçekleşmesinde sürekli gayret göstererek başarılı olan başta Mehmet Pınardağ olmak üzere Tem-Sen’in yöneticilerini ve üyelerini tebrik ediyorum.

Sayın Başkan Mehmet Pınardağ ve arkadaşları teftiş sisteminde yıllardan beri devam eden bir sistemsizlik ve dağınıklık sorununun ortadan kalkması için ısrarlı ve yoğun bir şekilde çaba sarf ettiler.

Biz de özellikle 17. Milli Eğitim Şurasında bu konuyu gündeme alarak ve teftiş sisteminin bir bütünlük kazanması için tarihi bir kararın alınması için zamanın Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olarak elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık.

Eğitim müfettişleri olarak sizlerin, eğitim sisteminin işlevsel bir şekilde çalışması için en önemli etkiye sahip olduğunuza inanıyorum.

Bu sunumda da eğitim müfettişlerini ilgilendirdiğini düşündüğüm bazı perspektifleri paylaşmak istiyorum.

Türkiye’de eğitim müfettişliği sisteminin çok sağlam bir felsefi temele sahip olduğu bilinmelidir.

Bakınız, 1847’de yayınlanan bir yönetmelikte mektepleri tertip etmek, hocalara yol göstermek üzere muin adı verilen elemanlar görevlendirilmiştir der. Muin; yardım eden, yönelten,  yönlendiren anlamına gelir. Görüldüğü gibi müfettişlerin rehberliği esas almaları ilkesi yaklaşık 150 yıl önce dile getirilmiştir.  Bu çok önemli ve anlamlıdır. Eğitiminde yol almak istiyorsak eğitime dair daha önceki zamanlarda dile getirilen düşünceleri ve yapılan çalışmaları bilmek ve hatırlamak durumundayız. Eğitim sistemimizde son yıllardaki çalışmalarda yapılan en temel yanlış budur.

1929 yılında yayınlanan “ilk tedrisat müfettişleri rehberi”nde  de denetçinin  önce  iyi  bir  öğretmen olması gerektiği belirtiliyordu. Bu düşünce aradan geçen yaklaşık seksen yıl sonra bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Önce iyi bir öğretmen olmayı ihmal eden eğitim yöneticisi veya denetçisi eninde sonda tıkanır. Eğitim temeli zayıfsa bildiği ve uygulamaya çalıştığı bütün modeller ve yaklaşımlaşır havada kalır ve yapaylaşır. Bu sorun, özellikle son zamanlarda eğitim bilimlerinin alt disiplinleri sayılan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik ve Eğitimde Program Geliştirme gibi alanlarda açık bir şekilde görülmektedir. Ne yazık ki eğitim yönetimi alanında da aynı tehlike hissedilmeye başlanmıştır.

Biri yaklaşık 150 yıl önce diğeri 80 yıl önce dile getirilen bu iki ilkeyi de bugün bile hayata geçirebilsek yeter.

Dolayısıyla uygulayabilsek ve izleyebilsek bizi aydınlığa ve doğru yola ulaştırabilecek ilkelerin yıllar öncesinde dile getirilmiş olduğunu bilmemiz gerekir. Aksi takdirde eğitim son yıllarda olduğu gibi sığ, yalan yanlış, düzeysiz söylemlerin egemen olduğu bir alan haline gelir. Böyle olunca akla kara, doğruyla yanlış ayırt edilmez hale gelir. Bunun için eğitimin kaderini etkileme noktasında, konuşmamın başında da söylediğim gibi çok önemli bir kitle olarak gördüğüm sizlere büyük görev düştüğüne inanıyorum. Çünkü sizler, eğitim sistemine yön verme konusunda yeterli birikimi ve karakteri olmayan kişilerin yarattığı kavram karmaşalarını ve bu yolla eğitime verilen zararları önleyebilecek konumlardasınız. Eğitimi gerçekleştirmek, sürdürmek, yönetmek için temel gereklilik olan temel eğitim altyapısına ve dolayısıyla bütüncül bakış potansiyeline sahip olan tek kitle sizsiniz şuanda.

Dolayısıyla, bir taraftan üniversitelerdeki işlevsiz uzmanlaşma furyasının yol açtığı körlükten kurtulabilmek ve diğer taraftan da icra alanındaki eğitim değerlerimizi müthiş bir şekilde aşındıran laf ebeliği dönemini geriden bırakmak için gayret içinde olmanızı özellikle istirham ediyorum.

Milli eğitimdeki erozyonu ve yozluğu önlemek her an mümkün olabilir.  Ama eğitimin teorik ve pratik sorunlarından bihaber hale gelmiş olan üniversitelerin eğitimle ilgili bölümlerinin ve akademisyenlerinin en azından yakın zaman içinde eğitime katkı sağlayabilecek hale gelebilmesi zor görünüyor.

Eğitim bilimi atomize olmuş durumda. Eğitime bütüncül olarak bakabilme kabiliyeti hızla kaybolmaktadır. Yakın zamana kadar eğitim ile ilgili bir çok konuda zorlanmadan konuşabilirdik ve tartışabilirdik. Eğitime dair hepimizin iletişim kurabileceği üç aşağı beş yukarı ortak bir paydası vardı. Hepimiz belli ölçüde eğitim tarihi bilgisine sahiptik. Eğitim programlarından haberdardık, pedagoji ile iç içeydik.

Ya şimdi?   Eğitim yeterince tartışılıyor mu? Eğitimi etkileyen çok yanlış bir adım atıldığında buna karşı bir perspektif sergilenebiliyor mu?  Eğitimde olup bitenlerle ilgili olarak eğitimciler, en azından eğitim fakültelerindeki akademisyenler ne kadar haberdar? Bu ve benzeri sorulara verebileceğimiz cevaplar iç karartıcı olabilir.

Köy enstitüleri, eğitim enstitüleri, yüksek öğretmen okulları gibi eğitimin çalışıldığı ve eğitimcilerin yetiştirildiği kurumlardan sonra bugün lisans, mastır ve doktora programlı üniversitelerimizle eğitime katkı sağlama anlamında daha iyi bir noktaya geldiğimizi söyleyebilmemiz zor görünüyor.

Acı tablo şu ki eğitim hak ettiği şekilde araştırılmıyor ve takip edilmiyor. Yakın zamanda ilköğretim Türkçe müfredatının bir kısmı ve Hayat Bilgisi müfredatının tamamı mahkeme tarafından iptal edildi. Kimsenin haberi yok. İşin ilginç tarafı bu müfredatları uygulayan öğretmenlerin de yeterince bilgisi ve haberi yok.

Aynı şekilde medyada da bu konuya dair her hangi bir analiz veya haber yer almadı. Milyonlarca çocuğumuzu ilgilendiren bir müfredatın yargı tarafından sakıncalı bulunup iptal edilmesiyle eğitim fakülteleri, eğitimciler ilgilenmeyecek de kim ilgilenecek acaba?  Bu ve benzeri konulardan bilhassa öğretmenlerimizin ve eğitim fakültelerimizin haberdar olmamasının haklı bir gerekçesi olamaz. Demek ki eğitimciler, öğretmenler olarak varlığımızı dayandırdığımız temeller de iyice kaymış olmalı ki bu tabloları yaşıyoruz.

İşte bu noktada siz değerli eğitim müfettişlerine yine büyük iş düşmektedir. Sayınız ne kadar az olursa olsun eğitimde yaşanılan bu duyarsızlığı, ilgisizliği ve bilgisizliği sizin yenebileceğinize inanıyorum.

Bugün itibarıyla yüz binlerce öğretmenimiz var. Eski dönemlere göre teknolojik olanaklarımız oldukça iyi sayılır. Öğretmenlikle ilgili programları kazanmak eskisine göre daha zordur. Yani öğretmenler belirli elemelerden sonra yetişebiliyor ve atanabiliyor. Ancak imkanların daha yetersiz ve daha az öğretmenlerimizin olduğu zamanlarda da bu ülkede millet mektepleri ve köy enstitüleri gibi eğitim mucizelerinin yaratıldığı unutulmamalıdır. Bu mucizeleri yaratan ruh idealist yöneticilerin ve öğretmenlerin varlığıydı. Eğitim alanına giren öğretmenliğe adım atan her kes ilk önce idealizm ruhunu kazanmaktaydı.

Eğitim müfettişlerinin, öğretmenlerin bugün kaybolmaya yüz tutmuş olan idealizm ruhuna sahip olması yönde gayret sarf etmesinin de önemli olduğunu düşünüyorum.

Eğitime yön vermeye çalışan üst düzey kadroların Cumhuriyet tarihinde belki de ilk kez bu denli zayıf olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır.  Yaklaşık 60 yıl sonra bugün Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, İhsan Sungu, İsmail Bakkı Baltacıoğlu, H. Raşit Öymen, Alaettin Gövsa gibi bakanlar ve eğitimciler hatırlanabiliyor. Bundan altmış yıl sonra bu kişiler gibi hatırlanabilecek bir kişi olabilecek mi acaba!

Bugün maalesef üst düzey yapının liyakanından kaynaklanan bir boşluk bulunmaktadır.  Ayrıca bugün eğitimi tartışan ve eğitim politikalarını masaya yatırıp eğitimle ilgili perspektifler geliştiren bir elitten de yoksunuz.  Eğitim müfettişleri, bu boşluğu da en etkili bir şekilde doldurabilirler.

Değerli Eğitim Müfettişleri!

Son dönemlerdeki akredidasyon ve standartlaşma furyası teftişin kurumsal olarak altını oymaktadır. Model merkezli, kriter merkezli anlayışların egemenliği hızla yaygınlaşmaktadır. Eğitimin özüne uymayan bu gelişmelere karşı duyarlı olmak gerekir.

Mc okullaşma dediğimiz süreç de yani okullar zincirinin yaygınlaşması da aynı şekilde teftiş sistemini etkilemekte ve uzun vadede altını oymaktadır.

Eğitimde müthiş bir teknolojik yayılma süreci yaşanmaktadır. Her okula bilgisayar kazandırmak bizi nereye getirdi acaba! İnternet araştırmacılığının bizi getirdiği nokta nedir?  İnternet bilgisi kitaba dayalı bilginin yerini alabiliyor mu! Kitap tabanlı öğrenmenin yetersizliği malum.  Peki google tabanlı öğrenme kitap tabanlı öğrenmeden daha mı iyi acaba!

Teknolojik altyapının, nereye varacağı belli olmayan yokuş aşağı bir hızla bir şekilde yaygınlaşması olumsuz sonuçlar doğurabilir.  Eğitim müfettişleri, bu konuda da dikkatli olurlarsa teknoloji modasının eğitime verebileceği olası tahribatı azaltabilirler.

Değerli Eğitim Müfettişleri!

Eğitimle ilgisi olmayan kuruluşlar, firmalar sizin yapacağınız işi yapmaya cüret etmektedirler. Sözüm ona okulun, öğretmenin performansını değerlendirmeye çalışıyor. Sizin varlığınızı tehdit eden bu durumun da lütfen farkında olun.  Kaldı ki bu gelişmenin eğitim adına da yanlış olduğunu düşünüyoruz.

Milli eğitim bakanlığının yeni müfredat, yeni kılavuz kitap, yeni yöntem adları altında yürüttüğü çalışmaların öğretmenleri pasifleştirmiş olduğu bir gerçektir.  Eskiden öğretmen genellikle yönetmelik ve tamimlerle yönlendirilirdi ve kısıtlanırdı.  Şimdi ise uygulayacağı öğretim yöntemleri açısından da yönlendirilmektedir yani bir anlamda kısıtlanmaktadır.

Eğitimde ve öğretimde abartılı boyuta gelen yönlendirmelerin ve kalıplamaların azaltılması gerekir. Yönlendirmenin yaygınlaştığı günümüzde eğitim müfettişleri, öğretmenlerin kaybettikleri özgürlükleri kazanmasının önemli bir gereklilik olduğunu bilmelidirler. En uygun yöntemleri bulma konusunda özgüvenini kaybetme noktasına gelen öğretmenlerin kendi modelini ve yöntemini yaratabileceği konusunda güven duyması sağlanmalıdır.

Değerli misafirler, süremi daha fazla aşmama adına konuşmama burada son vermek istiyorum.  Beni dikkatle dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederek saygılar sunarım.  Eğitim müfettişliği kurumunun eğitim sistemimiz içinde daha doğru bir şekilde yer alması konusunda gösterdiğiniz gayret için bir eğitim bilimci olarak teşekkür ederim.


Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN
Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı
İstanbul Üniversitesi, H. A. Yücel Eğitim Fakültesi
Öğretim Üyesi

 

Yazar hakkında

yonetici administrator