DEMOKRATİK EĞİTİM VE AÇILIM

Eğitim, özellikle son dönemlerde nerden geldiği ve nereye gideceği belli olmayan başıboş çalışmaların yapıldığı bir alan haline geldi. Nitekim abartılı söylemlerle ve kavram karmaşalarıyla yürütülen müfredat değişikliği, ders kitaplarının yenilenmesi, eğitimde teknoloji kullanımı gibi çalışmalarda bu problem açık bir şekilde görüldü.

Şu sıralarda gündemde olan demokratik açılım süreci ile birlikte öyle görülüyor ki Milli Eğitim Sisteminde yine bir takım değişiklikler yapılmaya çalışılacaktır. Özellikle Eğitim Sisteminin temel felsefesi ve belgeleri tartışmaya açılacak gibi görülüyor. Nitekim yüzlerini ekranlarda sıkça gördüğümüz belli aydınlar bu yönde fikir beyan etmeye başladılar bile.   Bu süreçte umarız ki eğitim bir uzmanlık alanı olarak daha önce yaşanan deneyimler ve birikimli kişiler referans alınarak seviyeli bir şekilde ele alınır. Aksi takdirde basit mantık oyunlarıyla yapılan yüzeysel saptamalar eğitime hem teorik hem de pratik düzeyde zarar verir. Dolayısıyla eğitimde gündeme gelebilecek açılımların birikimli ve sorumlu kişilerin katılımlarıyla nerden geldiği ve nereye gideceği belli olan bir minvalde gerçekleşmesi önemlidir.

Bugünkü Türk Milli Eğitim Sisteminin temel karakterinin bir gecede oluşmadığı bilinmelidir. Seksen beş yıldır işleyen bu sistemin aslında tarihsel arka palanında da başlangıcı 1839’lara kadar dayanan seksen beş yıllık bir tecrübe ve arayışlar dönemi yaşanmıştır. Nitekim bugün ilk defa gündeme gelmiş gibi görünen çok başlı ve çeşitli, çok dilli eğitim modelleri daha önceden denenmiştir.  Ali Suavi, Namık Kemal, Ali Paşa ve Ziya Gökalp gibi düşünürler eğitimde ayrı okul sistemlerinin yol açtığı problemleri görüp eğitim sisteminin birleştirici niteliğe sahip olması gerektiğini dile getirmişlerdir.

Nihayet 1917 tarihli Eğitim Komisyonu raporuyla da kabul görmüş olan eğitim öğretimde vahdet düşüncesi 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile şekillenmiş oldu. Türk Milli Eğitim Sisteminin temel referans belgelerinden bir diğeri olan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu da 1973 yılında son şeklini aldı. Sonuçta, Milli Eğitim Sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile daha önceden yaşanmış acı tecrübelere ve arayışlara dayalı olarak geliştirilen bir ana çerçeveye ve Mili Eğitim Temel Kanunu ile de çağın gelişmelerine uyum sağlayabilecek şekilde sürekli geliştirilebilir özelliğe sahip bir niteliğe kavuşmuş oldu.

Özelikle Milli Eğitim Temel Kanunu, bugün demokratik açılım sürecinde eğitimle ilgili olarak gündeme gelebilecek açılımlar için bile engelleyici değil teşvik edici bir dayanak noktası olabilir. Nitekim bu yasada yer alan Genellik ve Eşitlik ilkesinde Eğitim kurumları, dil, ırk, cinsiyet ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. denmektedir.  Aynı yasada Eğitimde, kadın erkek herkese fır­sat ve imkân eşitliği sağlanır. Maddi imkânlardan yoksun ba­­şarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğ­re­­nim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık, burs, kre­di ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır ifadesi yer almaktadır.

Bu ilkeler, imkanların kısıtlı olduğu dönemlerde bile hayata geçirilmeye çalışıldı. 1945 yılına kadar 386 bölge okulu açıldı. 1940-50 yılları arasında 21 tane Köy Enstitüsü kuruldu. Bu enstitüler, Tekirdağ’dan Diyarbakır’a, Balıkesir’den Van’a, Trabzon’dan Malatya’ya, Bolu’dan Erzurum’a, Antalya’dan Kars’a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya dağılmıştı.  Üstelik Diyarbakır, Van, Erzurum, Malatya ve Kars’taki Enstitülerin diğer bölgelerdeki Enstitülerden nitelik ve sahip olduğu imkanlar açısından hiç bir farkı yoktu. Nitekim farklı sosyo-etnik kökene sahip çok sayıda siyaset adamı, bilim adamı, üst düzey yöneticileri, devlet adamları bu eğitim sistemi sayesinde yetişti.

Oysa bugün imkanlar ve şartlar daha iyi olduğu halde Galatasaray, Kabataş, Vefa Anadolu liselerinin ayarında bir okul ne Diyarbakır’da var ne de Van’da. Bölgelere göre ortaya çıkan merkezi sınav sonuçları da aynı doğrultuda seyretmektedir.

Hal böyle iken demokratik açılım sürecinde gündeme gelebilecek eğitim açılımının geçmişteki tecrübelere dayanmadan ortaya atılacak düşüncelerle ve atılacak riskli adımlarla değil başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere en prestijli ve nitelikli okulların Anadolu’nun her yerinde açılması ile yapılması gerekir.  Koşulların çok daha elverişsiz olduğu zamanlarda gerçekleştirilen bu çalışmalar şimdi niye yapılamasın ki!

Bu yazı HaberTürk’te yayınlanmıştır

Kasım 2009..

Prof. Dr. İrfan Erdoğan
Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı